DAHA KAÇ HAYAT!

Hatırlayacaksınız Beşar Esat, İran Fars Haber Ajansı’ na 02.10.2012 de verdiği demeçte Suriye’ nin iç işlerine karışmayın dedikten sonra Türkiye’ye çok ciddi tehditler savurmuştu.

DİKTATÖRLERLERİN NERDE DURMALARI GEREKTİĞİNİ ANLAMALARI İÇİN, KÜRESEL SERMAYE, ONLARIN DAHA KAÇ HAYATI MAHVETMELERİNE İZİN VERİR  ?


Kaddafi ise  France 24 TV haber kanalına Fransa’yı kendi içlerine karışmakla suçlayarak  ( bir ülkenin içişlerine karışarak gerçekten insanı güldürüyorlar, biz onların Korsika meselesine karışıyor muyuz) demişti. Daha yakın bir tarihte Mısır Dış İşleri Bakanlı’ğı Türk Büyükelçisi’ni çağırarak Türkiye’nin Mısır’ın  içişlerine karışmasından ve B.M. göreve çağırmasından duyulan rahatsızlığı iletti. Sadece isimler ve ülkeler farklı, nasıl bir üretim hatası ise bunların  savunma yöntemleri nerdeyse bire bir aynı.

Şimdi bir köy düşünün. Köydeki evler, evlilik, ticaret, din ve inançlarda ortaklık, kültürel ortaklıklar  gibi çok çeşitli bağlarla birbirine bağlı olsun. Ama  bu köyde örneğin  komşulardan bir iki tanesinde tüm köyün huzurunu kaçıran sorunlar var. Sizin hemen yanı başınızdaki komşunuzda evi yöneten her kimse, sabah akşam evdeki diğer bireyleri dövüyor, eziyet ediyor, odalara hapsediyor, haksız suçlamalarda bulunuyor, en temel haklarından mahrum bırakıyor. Her gün komşu evlerde eziyet çekenleri  görüp de hiçbir şey olmuyormuş gibi hayatınıza ne kadar devam edebilirsiniz ? Evinize girdiniz, yorgunsunuz, bir lokma yemek yiyip biraz dinleneceksiniz tam sofradayken komşunun evinden çığlıklar yükseliyor, ağlamalar, yardım isteyen sesler, kaşık elinizde kalakaldınız. Şimdi ne yapmalı ? Sadece siz değil, evinizdeki ve komşu evlerdeki tüm ahali rahatsız, herkes kendi evindeki liderden, buna sessiz kalmamasını ve  artık bir şeyler yapmasını bekliyor . 

İşte bu noktada salt insan olmanın, büyük bir köyde yaşamanın, yaşamaya  da devam etmeyi istemenin  gerektirdiği kurallar devreye giriyor. Yeter artık diyerek sizin gibi düşünen diğer komşularınızla beraber sorunlu  komşunuzun  kapısını çalıyorsunuz. Karşınıza çıkan, her daim kendisini  haklı, üstün, dokunulmaz bulan evin zorbasına olabildiğince sakin, sabırlı bir sesle (bakın, evde kime her ne yapıyorsanız bilin ki biz artık  bunu kabul etmiyoruz,insanlara bunu yapamazsınız ) diye başlarken zorba  gürlüyor ( sağa ne , sen ne  karışıyon  benim evimin içine, dövüyorsam da  bak eve son model  buzdolabı aldım, bak karının bileziklerini bozdurup   banyo yaptırdım,  bahçeye  kuyu yaptım, ayriyetten evdeki  babam, anam, dayımgiller, emmimler, harçlık dağıttıklarım da dahil evdeki nüfusun  % 95 ‘i   benden yanalar,   iyi yapıyon diyorlar, hem o ciyaklayanlar ev haini , boğazını birazcık sıkıyorum hemen  nımaradan ciyaklıyorlar, madem çığlıklar sizleri rahatsız ediyor ben onların sesini kesmesini de bilirim, siz hiçbir şey duymayacaksınız bundan sonra, bunu da iyi niyetimden yapıyom ha, bilesin sizden korktuğumdan falan değil, ayrıca  sen benim evimin iç işlerine   karışamazzın, önce kendine bak ,geçen  senin büyük oğlanı gördümdü, elinde koca bir sopa küçük kızını evire çevire döğüyordu nabeer ? ) şeklinde sözlerle sizi püskürtüyor. Siz kapının önündekiler, bir an birbirinize bakakalıyorsunuz. Akıllı bir insanın onun kafasının alabileceği türden bir  cevap vermesi için insanlığından, vicdanından  epeyce  bir feragatta  bulunması lazım.  Zorba ise püskürtmesinden  pek  memnun vaziyette,   arkasındaki  % 95 e  dönüp dönüp sırıtıyor, onlar da sırtını sıvazlıyor (- iyi geçirdin ağa lafı, ha şöyle, onlar da kimmiş, ne olmuş işkence yapıp odaya tıkıp aç bıraktıysan, aman ne büyük suç, sen en büyüksün, ayaklarını yalayak, )

Demek öyle . Kapının önündekiler biraz sinirlendiler  ama çok sakinler , onlar farklılar, planlılar, ani söylemlerde bulunmuyorlar, kırk kere düşünüp bir kere konuşuyorlar,  onlar kendi  evlerinde de bulunan  az sayıda  yalakayı  adam yerine koymadıkları için hiç kimsenin gazına da gelmiyorlar, sadece birkaç saniye sonra   zorbaya sırt çeviriyorlar.  (  Sen böyle devam et bakalım,  bir daha bizden  ihtiyaç duyduğun herhangi bir şeyi  satın alabilecek misin görelim,  ayrıca daha önce sana borçların için  vade yapmıştık, üstelik faiz oranını  çok düşük tutmuştuk,  ama senin bu yönlerini bilmiyorduk,  kendi   evimizdeki insanların bize olan  saygısını,  güvenini yitirmeyi göze alamayız. Senden farklı olarak biz evdeki diğer insanların  görüşlerine önem veririz.  O yüzden seninle  aramızdaki  tüm sözleşmeleri askıya alıyoruz, geçmiş dönem borçlarının tamamını da bir kalemde öde bakalım, geciktirdiğin ve  vadeye böldüğümüz borçların içinde artık  faiz oranını düşürmeyeceğiz, herkese ne ise sana da o oran uygulanacak,  ayrıca  yıllardır sana düşman olan komşun x ve y, bizim iyi ilişkilerimiz  ve ricamız üzerine sana yüklenmiyordu, bundan sonra  sana aniden saldırırlarsa bizden hiçbir şekilde  yardım bekleme, artık tamamen yalnızsın  ) diyerek,  bunların dışında  daha da  etkili önlemler düşünmek ve uygulamak  için kendi evlerine gidiyorlar.

Şimdi biraz tanıdık geldi mi bilmiyorum ama Esad , Kaddafi, Mursi gibilerinin kendi ülkelerinde muhalif olan kesime çektirdiklerine, işkencelere,  toplu katliamlara, haksız tutuklama ve ağır cezalara, kendilerini istemeyenlere karşı kullandıkları kimyasal silahlara, muhalefete, basına  yönelik psikolojik  sindirme eylemlerine  karşı uluslararası camiadan art arda  gelen tepkiler karşısında (-bu bizim ülkemizin iç işleridir karışamazsınız, halkın çoğunluğu bizim yanımızda,  bizi  istiyorlar)  şeklindeki prototip  savunmalarını dinledikçe, benim aklıma yukarda anlattığım köy gelir.

Küreselleşen dünyada tüm ülkelerin birbirleri ile çok grifit ilişkileri var. Bir ülkedeki siyasi, toplumsal  veya ekonomik  aksaklığın bir başka ülkeyi  etkilememesi mümkün değil. O yüzden de ülkeler arasındaki ticari, siyasi, kültürel ilişkiler güçlendikçe birbirlerinin iç işlerine de karışması kaçınılmazdır. Artık bir ülkenin içişleri sadece onu ilgilendiren bir durum olmaktan çıkmıştır. Demokrasiyi özümsemiş olan ülkelerde  zaten  yapacağınızı vaad ederek iktidara geldiğiniz ve  sonra da en azından bir kısmını yaptığınız,  tüm topluma faydalı ve  iyi çalışmaları, elde edilemez nimetler gibi göstererek bu hizmetler karşılığında  size muhalif olan kesimin  insan hakları yok saymaya hak kazanmanız mümkün değildir.

Elbette küresel sermaye , salt insan hakları için diktatörlerle uğraşmaz. O ülkenin halkını insan hakları açısından korumaya layık kılan unsurlar  biraz da yer altı kaynaklarının bolluğu, geniş ve verimli topraklarla  yakından  ilişkilidir. Petrol, doğal gaz, altın,  halk tarafından henüz fark edilmemiş maden potansiyeli, geniş tarım arazileri de o ülkeye karşı yürütülecek politikayı belirler. Bu bazen Kaddafi gibilerinin koşulsuz desteklenmesini gerektirir  bazen de yok edilmesini. En doğrusu politik olarak dostane ilişkileri muhafaza etmek, uluslararası ilişkilerde her ülkenin kendi milletinin çıkarlarına öncelik vereceğini buna göre dış politikasını belirleyeceğini  ve  bunun da en doğal  hakkı olduğunu bilmek gerekir. Dolayısı ile kendi ülkendeki temel dinamiklere ve kırmızı çizgilere dokundurmamak, tek  muhalif dahi olsa saygı göstermek, hatalar yaparak  şimdinin dostu görünen ancak gelecekte potansiyel  düşman olabilecek herhangi bir ülkenin eline yararlanabileceği  fırsatlar  yaratmamak gerekir.

 

Kaynak

 
 
Hakkımda Çalışmalarım İstiklal Marşımız Gençliğe Hitabe 24. dönem Milletvekilliği Seçim Çalışmaları Basında Biz