EKONOMİK ÇÖKÜŞÜN HAYIRLI EVLATLARI

Duruşma sıramı salonun içinde, diğer davaların duruşmalarını seyrederek beklemeyi severim.

Çok iyi geçinen bir toplum olduğumuzu görmek için daha pratik bir yol  düşünemiyorum. Öylesine ibretlik olaylar var ki bu kadar sudan sebeplerle  nerdeyse cinayete varacak kadar ileri gitmenin ölçüsü olmadığını görebiliyorsunuz. Toplumsal olarak  aile yapımızın çok güçlü olduğunu, kolay kolay yıkılmayacağını sanırsınız. Ben yanlış görmüyorsam eğer, aile bağlarının güçlülüğü dahi  ailenin  ekonomik durumunun  ne kadar güçlü olduğu ile yakından ilintili.  Sadece fakirler suç işler demek istemiyorum. Böyle bir yanlış algı çıkmasın. Ama yaşlı annenizin yada sakat babanızın maddi durumu iyiyse halen parasal bir faydası dokunuyorsa onun hatalarına yada sevmediğiniz yönlerine  daha iyi tahammül gösteren bir yapı oluşmuş çoktan. Çocukluğumuzda çoğu komşumuzun ailesinin çok kalabalık olduğunu hatırlıyorum. Sizler de  bilirsiniz.  Aynı evde  dede, nine, birkaç tanesi evlenmiş çocuklar, hatta torunlar olurdu. Hep beraber otururlar hep beraber yemek yerler , böyle yaşarlardı. Evde bir tartışma kavga vs olsa dahi ailenin büyüğü derhal duruma el koyar, sorun daha büyümeden çözülürdü. 

Şimdi ise hiç kimse bir diğerinin annesine veya ailesine tahammül edemiyor. Aynı evde eşinin babası veya annesi ile oturmayı bir kenara bırakın kendi annesi ile birlikte dahi oturmak istemiyor gençler.  Yaşlı annesi yağmur oluğunun neden kırıldığını sorduğu için ona ağır hakaretler etmek, apartmana sokmamakla suç isnadı yapılan oğlu,  kardeşinin yaptığı sebze bahçesini darmadağın ederek kavga başlatan bir de  üste kardeşini sopayla dövmekle suç isnadı yapılan diğer kardeş, kendisine uyuşturucu parası vermediği için annesini öldürmekle suçlanan oğlu,  yine  annelerini öldürmekle suçlanan kız evlatlar.  Geçen gün 65 yaşlarında olan bir müvekkilim, iş hayatında  çok başarılı ve kariyer sahibi evladının ona ( her şeyi ben kendim yaptım, ben başardım sizin bana ne katkınız oldu ?  ) şeklinde konuştuğunu anlattı. Ciddi şekilde üzülmüştü. Onu çok sevdiğim için ben de üzüldüm.  Kendisine bilgiç bilgiç şunu tavsiye ettim. ( O zaman kızına söyle, bir çocuk doğurup bıraksın çayıra, bakalım bebek kendi kendine ne kadar muvaffak olacak ? )Hukukçunun tavsiyesi radikal olurmuş. Ama ailesinin ona tüm hayatı boyunca yaptığı maddi ve manevi katkıyı hiçe sayan bir evlada başka ne söylenebilir ki ?

Bir noktada  ekonomik gücün temelde aile içindeki uzlaşma –anne, baba , çocuklar, karı koca, nine ve dedelerle torunlar arasındaki – genelde toplumsal uzlaşmayı sağlamak için tek başına   işe yaramadığı söylenebilir. Ama tek başına. 

İstisnaları bir yana bırakırsak benim düşünceme göre ekonomik çöküntü ahlaki çöküntüyü de beraberinde getiriyor. En temel ahlaki değerler,  annene babana saygı göster,  onları muhtaç durumda bırakma, çocuklarını sev ve koru , hırsızlık yapma,  gasp etme, öldürme gibi en temel normlar dahi cüzdanında bir  kuruşu olmayan,  ay sonunu nasıl getirebileceğini kara kara düşünen,  işsiz bir genç için artık hiçbir anlam ifade etmiyor. İşte bu yüzden o sıkıntı içinde hayatta kalmaya çalışırken onun için hayatta  kalmanın yanında lüks sayılabilecek ahlaki kuralları bertaraf edebiliyor. Aileye veya yaşadığı topluma duyduğu / duyabileceği  bağlılığın bugüne kadar  bir karşılığı olmadığını fark ediyor. Tam çizginin ortasında kötü tarafa  kayarken elinden  tutacak hiç kimsenin olmadığını görüyor. Sonra bakıyorsunuz ki bir insan daha kaybolmuş, fiziksel olarak cezaevine gidiyor ama ruhu tamamen yok olmuş. Sizin acıdığınıza acımıyor, sizin gördüğünüz gibi görmüyor.

İnsanları suçtan caydırmanın en iyi,  en kalıcı yolu  ona kaybetmek korkacağı bir şeyler vermektir. En önemli olanı,  kendisini ve ailesini geçindirebileceği para kazanabileceği iş vermektir. Daha sonra  saygınlık ve sevgiyi kendiliğinden getiren  sosyal sorumluluklar vermek, kendisini geliştirebileceği eğitim vermek , aile kurmasını sağlamak benim aklıma gelenler. Sadece cezaları arttırmak caydırıcı olsaydı ülkemizin suç oranları bakımından herhalde  cennete dönmesi gerekirdi, çünkü çoğu Avrupa ülkesine göre cezalar ,  özellikle mala karşı işlenen suçların cezaları çok ağır. Cezaları arttırmak yerine  suçun işlenmesini kolaylaştıran, kişileri  suç işlemeye iten koşulları  ortadan kaldırmak çok daha verimli sonuçlar doğurur.

 

Kaynak

 
 
Hakkımda Çalışmalarım İstiklal Marşımız Gençliğe Hitabe 24. dönem Milletvekilliği Seçim Çalışmaları Basında Biz