ŞÜKÜR BAŞKANLIK SİSTEMİNDEN VAZGEÇİLDİ

Bu ayın müjdesini almış olduk. AKP hükümeti, anayasa çalışmalarını tıkadığı gerekçesi ile yönetim biçiminin başkanlık sistemine dönüştürülmesine ilişkin hükümlerden resmen vazgeçmiş.

Bir çok kez başkanlık sisteminin az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde rahatlıkla diktatörlüğe dönüşebileceğini ve sakıncalarını aktarmıştım. Bu vesile ile başkanlık sistemine neden karşı çıkmak gerektiğini hatırlayalım ve  hiç unutmayalım.

Başkanlık sistemi, sanıldığının aksine A.B.D. dışında hiçbir ülkede başarılı olmamıştır, zaten kuruluşu kolonileşme yoluyla başlayan elli federal devletin bir araya geldiği A.B.D için de en uygun, en doğru sistemdir. Başkanlık sistemi ülkenin kuruluş aşamasındaki mevcut koşullardan ve ihtiyaçlardan kaynaklanmıştır, yoksa kurucular bir araya gelerek biz bu topraklarda başkanlık sistemini uygulayalım diye özellikle karar vermiş değildir. Sistemin başarılı veya başarısız olarak değerlendirilmesi de aslında doğru değildir. Başkanlık sistemi de demokratik yönetim biçimlerinden biridir.  Bilindiği üzere 4. Temmuz 1776 da Bağımsızlık Bildirisinin yayınlanması ile ticari hedeflerle veya dini amaçlarla kurulan kolonilerin her biri bağımsız egemen birer devlet niteliğini aldılar. A.B.D. nın Bağımsızlık Bildirisi’ nde çok önemli ve özel bir hüküm var. Bu hüküm A.B.D.nin, yönetenlerle halkın iradesi çatıştığında neden   halkın iradesini ve düşüncesini   ön planda tutulduğunu , azınlık dahi olsalar halkın bir kısmının görüşlerinin neden ciddiyetle dikkate alındığını ortaya koymaktadır. Bu hükmün bir başka yönü ise başkanlık sisteminin kolayca diktatörlüğe dönüşebileceği riskinin ve bu yöndeki endişelerin  Bağımsızlık Bildirisi’ ni ortaya koyanlarca daha en başta fark edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Keza  bu bildiri şimdi de yürürlükte olduğuna ve  aradan geçen 240 yıla yakın bir süredir uygulandığına göre halen de riskin farkında olunduğunu ispatlamaktadır. Son olarak da bu hüküm ABD'nin Mısır’daki halk ayaklanmasına neden darbe tanımlaması yapmadıklarını da (ki bence de darbe değildir.)  ortaya koyar.  Diğer bir deyişle başkanlık sisteminde  sivil darbe diye bir darbe türü yoktur.

Bağımsızlık Bildirisindeki hüküm ise  özetle şudur. İktidarlar güçlerini, yönettiklerinin muvafakatlerinden almaktadır. Bir iktidar kendi varlık nedenine ters düşen, kendi varlık nedeni ile çelişen, bozucu  yıkıcı bir eyleme giriştiğinde halkın da bu yönetimi değiştirmeye, onu tamamen ortadan kaldırmaya, mücadele etmeye hakkı vardır. Halkın kendini diktatörlüğe dönüşmekte olan bir yönetimden koruma hakkı tartışma konusu değildir. Halk, kendi güvenliği ve huzuru için yeni bir yönetim kurabilir. Bu yönetimi yine huzur ve mutluluğu en iyi ve daimi biçimde tesis edeceğine inandığı bir  temele oturtabilir. Halkın meşru müdafaa hakkı vardır.

ABD yöneticiler, herhangi  bir halkın  hükumete karşı direnişini  darbe olarak nitelendiremezler, elbette katıksız şekilde salt o halkın menfeatlerini ve haklarını savunduklarından değil, daha ziyade kendi seçmenlerinin  gözünde, savundukları ideallerle ve daha en baştan uymaya yemin ettiği Bağımsızlık Bildirisi ve Anayasal  hükümlerle çelişmemek adına da  bunu yapamazlar. 

Parlömanter sistemde ise,  sapmaya eğilim göstermeye başlayan hukumetleri tekrar anayasal ve özgürlükçü çizgide kalmaya  davet eden, bu anlamda denetleyen  yasalar ve kurumlar  vardır. Ancak, sistemin verdiği yetkileri kötüye kullanan, mevcut demokratik sistemi yok etmeye çalışan  hukumetlere karşı, halka  doğrudan doğruya  mücadele yetkisini veren bu kadar  açık ve net hükümler bulunmamaktadır.

Sonuç olarak parlömanter sistemin dört başı mükemmel ve kusursuz  olduğunu söylemiyoruz, ama  demokratik yönetim  olarak  Türkiye için en uygunudur. Demokrasiyi en iyi taşıyan sistem de Cumhuriyet’dir. Tam bu noktada Atatürk’ün şu açıklamasını da eklemek gerekir. (Cumhuriyette meclis ve cumhurbaşkanı ve hukumet halkın özgürlüğünü, güvenliğini ve rahatını düşünmek ve sağlamaktan başka bir şey yapamazlar. Çünkü bunlar bilirler ki kendilerini iktidar ve yetki makamına bir süre için getiren irade ve egemenliğin sahibi ulustur ve yine bunlar bilirler ki iktidar mevkiine saltanat sürmek için değil ulusa hizmet etmek için getirilmişlerdir. ) Herhalde daha güzel bir özet yapılamazdı. Bu açıklamanın üstüne  bir şey söylemek haddime düşmediğinden burada  konuyu kapatmak istiyorum.

Bu arada tüm hukuk camiasına ve avukat arkadaşlarıma adli tatil vesilesi ile kısa da olsa  huzurlu bir  tatil diliyorum. Sağlıcakla kalın

 

Kaynak

 
 
Hakkımda Çalışmalarım İstiklal Marşımız Gençliğe Hitabe 24. dönem Milletvekilliği Seçim Çalışmaları Basında Biz